logo

26 Nisan 2017

YAZAR SERAP GÖKALP’DEN “PİRANA KAHKAHALARI”NI DİNLEDİK

Eşi Ressam Cengiz Çeliker’in Atölye Evgani’de duvarları dolduran tabloların arasında Yazar Serap Gökalp “Pirana Kahkahaları” isimli kitabını imzaladı ve imza gününe katılan birbirinden değerli konuklarla söyleşi gerçekleştirdi.

Dördüncü kitabı Pirana Kahkahaları’nın imza gününde, duyurusunu “Söz, Şarap ve Serap’la bir buluşma” diye yaptığı kitabını ve öykülerini, bugüne nasıl geldiğini Yazar Serap Gökalp içtenlikle okurlarıyla paylaştı, kendisine yöneltilen sorulara cevap verdi.

Bizde duyurusunu “Söz, Şarap ve Serap’la bir buluşma” diye yaptığımız haberimizde Serap Gökalp’le kitabı ve öykülerini konuştuk.

-Bugünkü söyleşinizin başlığı Pirana Kahkahalarını Dinlemek. Pirana Kahkahaları yeterince gizemli bir ad zaten bir de bunu dinlemekten söz ettiniz. Nasıl dinliyoruz?

Pirana Kahkahaları adı için kitabın girişinde bir sunuş metni var. O yüzden kahkahaları dinlemeye geçeceğim hemen.  Bireyin küresel çaplı bir şiddetin saldırısına uğradığını düşünüyorum. Başkaldırıyoruz. Başkaldırmamızın nedeni bize dayatılan istemediğimiz politikalar, yaşam biçimleri vs.vs. Kendimizi sıkışmış hissediyoruz. Yetmiyor, yakınlarımızın ölümü, işten atılmalar, boşanmalar, hak arayışlarından eli boş dönmelerimiz de bireysel şoklarımız. Özetle çok değişik tanımlar altında şiddet var. Piranalar her yerde ve yaşamlarımızı kemiriyor. Benim piranalarım insan şeklinde. Ötekinin yaşamını kemiriyor, aciz bırakıyor. Bu sesleri dinliyoruz. Öyküler bunlar. Siz haberlerini yapıyorsunuz, ben öykülerini yazıyorum.

-Pirana Kahkahalarının teması şiddet. Neden böyle bir temayı seçtiniz? Aksiyon burada diye mi?

Keşke aksiyon arayışı olsaydı. Benim derdim “Aman Tanrım bu kadar çok yükü nasıl kaldırıyoruz?” diye bağırmak. Bir şaşkınlık, bir hayıflanmayla izliyorum olup bitenleri. Az önce birkaç örnek verdiğim şok dalgalarına birey olarak maruz kalıyorum, benim dışımdaki insanların maruz kalığı şokları izliyorum, içinde bulunduğum toplumun şok dalgalarını izliyorum, elim yüreğimde. Herkes kadar belki daha derin etkileniyorum. Türlü ifade yolları (bir anlamda kaçış yolları bunlar) geliştiren insan zihni bende sanat yolunu seçmiş. Bu çığlık “Aman Tanrım bu kadar çok yükü nasıl kaldırıyoruz,” çığlığı bir dizi öyküye dönüşmüştür bende.

-Kaç öyküden kaç çığlıktan oluşuyor Pirana Kahkahaları? Kahramanları kimler?

Kitapta 21 öykü var. Her biri ayrı pirana olan öykü kahramanlarımın bazen karşıt karakteri de piranadır. “Otos Bey” de olduğu gibi. “Ayak Acısında” olduğu gibi. “Acaba” öyküsü ise pirana olduğundan emin olamayan bir pirana sanırım.

-Az önceki söyleşinizde öykü metnini parfüm gibidir, büyük kısmı uçar gider bir tat kalır bellekte, belli belirsiz, dediniz…

Öyledir. Hatta yalnızca o metni okurken sizde oluşturduğu duygudur geriye kalan. Bazen bu kızgınlık bile olabilir. Eşim “Acaba?” öyküsünü okuduğunda birden bağırdı. “Eh yani” dedi, “Ne yapsın adam daha ne yapsın?” O andaki duygusu, erkek olarak her kolaylığı göstermiş bir adamdan yana tavırdır. Bazen şöyle diyaloglar olmuyor değil; “Sizin bir öykünüzü okumuştum, felçli bir adam vardı, başında bir doktor. Doktoru duyuyor insan o tamam da felçli adamın kafasının içine girdim gezdim sanki …” der. Bu bir yazar için zevk noktasıdır. Öyküyü tümüyle hatırlamıyordur evet ama geniş bir gülümseme yayılır yüzüme. Tam o sırada şu soru gelir; “Doktor sizsiniz değil mi?” “Ooo hayır, hayır. Ama bana büyük bir armağan verdiniz. Teşekkür ederim,” derim. Öykümün eskilerin deyimiyle “sahihliği” için geri bildirim gelmiştir. Tabi öykülerin çoğu okurun katkısını bekliyor. Okuyan öznenin hayal gücünü tetiklemeyi amaçlıyor. Boşlukları doldurmasını, farklı açılımlara ulaşmasını arzuluyor. Bu paylaşımı gerçekleştirebildiğimde yazma hazzım tamamlanmış oluyor.

-Öykülerinizi nasıl yazıyorsunuz?

Pirana Kahkahalarına ilişkin konuşayım, planlıyorum. (Gerçi genellikle böyle çalışırım.)  Şöyle bir öykü yazacağım, içeriği kadının uyguladığı bir şiddet olacak, diye düşünüyorum söz gelimi. Avımı beklemeye başlıyorum. Tam da o günlerde bir kuaföre gidiyorum. İlk kez gidiyordum oraya, ortamı çok ilginç. Kuaför çok ilginç bir yazarın penceresinden bakıldığında. Ben orada birine eşlik etmek için bulunduğumdan  bolca zihinsel kayıt yaptım. Kuaförden çıktığımda öykü kafamda toparlanmıştı. Bazen hakkında bir cümle duyduğum, bazen yolda çarpıştığım biri olmuştur kahramanım. Bir nedenle gizlice peşlerine takılıp içlerine girdiğim bu insanlar ve onlara giydirdiğim öyküler benim beynimin ürünleridir. Belki gerçekte hiç de öyle pirana falan değillerdir, bilmiyorum.  Öykülerim,“şiddet”i anlamak ve anlatmak için kendi kendime mırıldanışlarımdır diyebiliriz.

 

Share
#

SENDE YORUM YAZ